Kafanızı saatte 24 kilometre hızla bir ağaç gövdesine vurduğunuzu düşünün. Yok canım öyle korunmasız değil. Size bir de kask verelim. Kas...

Vur kafanı duvarlara!

Kafanızı saatte 24 kilometre hızla bir ağaç gövdesine vurduğunuzu düşünün. Yok canım öyle korunmasız değil. Size bir de kask verelim. Kask ile vurun. Dakikada 100 kere, günde ortalama on bin kafa..

Beyin mi kalır?

Ağaçkakanlar gagaları ile ağaç gövdelerinden böcek, larva çıkarmak, kur sesleri çıkarmak ve yuva yapmak için ortalama ömürleri olan 10 yıl boyunca her gün yapıyorlar bunu.

İşin sırrı; esnek omurga, güçlü boyun kasları, gaga ve kafatası arasındaki süngerimsi şok önleyici yapı, her darbede beyinin içinde bulunduğu keseyi gaganın tersi yönünde çeken bir kas ve kafatasını çevreleyen upuzun bir dil.

İşte.. kafasını yıllarca kütüğe vurmuş bir kuş ve yavrusu ile kafaları hayatları boyunca bir kaç kez topa denk gelmiş, bir kaç kez de kazara alçak tavana toslamış iki fotoğrafçı arasında geçiyor bu hikaye.

Fotoğrafçı arkadaşım Serkan Mutan, İnözü Vadisinde rastlamış bu ortanca ağaçkakan ailesine. Epeydir ısrar ediyor “gel abi, bak yavru büyüdü yakında uçar” diye. İşler, güçler... 6 gün sonra ancak icabet edebiliyorum davetine. Ben İstanbul'dan, O Ankara'dan gece yarısı yola çıkıyoruz ve sabah ortancalara ev sahipliği yapan ağacın orada buluşup kamuflaja giriyoruz.


Keyifli bir fotoğraf ortamı ama yol yorgunu ve açız. “Bunlar nasılsa burada öğleden sonra devam ederiz” deyip İnözü Vadisinde kahvaltı mekanlarından birindeki serendere kuruluyoruz. Sucuklu yumurtalı, ballı tereyağlı kahvaltımızı yapıp seriliyoruz serenderin oturma yerlerine ve uykuya dalıyoruz. Serender yüksekte, yatınca görünmüyoruz. Aşağıda normal masalarda oturanlar sadece horlayan bir serender görüyorlar, hem de stereo.

Saat 15:00.... artık ortancalara gidebiliriz.


Bundan sonrasını Serkan Mutan'ın olayı özetlediği satırlarında bulabilirsiniz. Aynen aktarıyorum:

Bu çekimleri gerçekleştirdiğim bir sırada fotoğrafçı arkadaşım sevgili Furtun İstanbul'dan beni aradı. Sanırım ses tonumdan bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Sen neredesin diye sorduğu soruya "hiç ağaçkakan çekiyorum" diyerek cevaplasam da geliyorum diyerek telefonu kapattı. Ancak işlerini hallederek gelmeye fırsat bulması sanırım 5-6 günü buldu. Her gün kendisini kızdırmak için telefonuna şu mesajı attım; "Ben çok büyüdüm. Bugün yuvadan çıkacağım." Neyse geldi. Planı Beypazarı'nda iki üç gün kalarak yuvayı izlemekti. "Nerede kalayım? Pansiyon nasıl? Hakimevi nasıl?" soruları ile yorduktan sonra yuvanın bulunduğu yere geldik. Öğleden önce anne yuvaya iki defa geldi. Furtun'un her şey istediği gibiydi. Keyifle öğleden sonrayı planlayarak öğlen yemeğine gittik. Yemek ve dinlenme sonrası yuvaya geri döndük. Kamuflajları tekrar hazırladık. Yavrunun sesleri geliyordu. Sessizce beklemeye başladık. İki ayrı kamuflajda birbirimize kaş göz işaretleri ile - altını çiziyorum sadece kaş göz ile - tam iki saat şunu yaptık: "Anne ortanca geliyor, sağa geçti, sola geçti, üst dala kondu, ağzında mama var, senin arkanda, sağda, solda, yukarı çıktı ve gitti." Ortanca yukarıdan ne gülmüştür. Geldiğimizde Ortanca artık yuvada değildi. Yüksekçe bir ağacın üst dallarından vadiyi izlemeye başlamıştı bile. Bizim onun yuvada olmadığını anlamamız iki-üç saat sürdü. Bize katkısı ne mi oldu? Fotoğrafçı abimle hiç konuşmadan anlaşabiliyoruz artık...



Kafasını yıllarca kütüğe vurmuş bir kuş ve yavrusu, kafaları hayatları boyunca bir kaç kez topa denk gelmiş, bir kaç kez de kazara alçak tavana toslamış iki fotoğrafçıyı kafalarını duvarlara vuracak hale sokabiliyormuş demek ki.

350 kilometre katedip planlanan bir kaç günlük fotoğraf projesinin, modelin işi bırakması nedeni ile yarım günde son bulmasından dolayı kafamı duvarlara vurdum mu?

  • Bir başka açıdan baktığımda son anda yetişebilmiş ve kısa süreyle de olsa doğadaki güzelliklerden birine daha şahit olmuş, istediğim kalitede olmasa da fotoğraflayabilmiştim. 
  • Ortanca ağaçkakan annenin başarısına, yavrusununun doğaya attığı ilk kanatlara şahit olmak da güzeldi.
  • Küçücük beyinli bir yaratığın benimle dalga geçmesini mümkün kılarak hayatım boyunca kafama rastgelen topların ve çarpmaların beynimde ne kadar hasar yarattığını anlamış oldum. 
  • Serkan Mutan ile keyifle anlatacağımız bir hikayemiz daha olmasına ve “Ömer abi 2-3 günde bu ortamda neler çeker neler?” düşüncelerinin onun beynine vereceği zararlardan kurtulmasına sevindim. Mutan ile araziden elimiz boş döndüğümüz çok oldu ama keyif hiç bir zaman yanımızdan eksik olmadı.

Sekan Mutan'ın ortanca hikayesi ve fotoğrafları için :
http://www.serkanmutan.com/2013/09/ortanca-agackakan.html

İyi demişler:

Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! Robert Frost

Başarı, hazırlıklı akıldan yanadır. Louis Pasteur

Dikkat, aklın en büyük çocuğudur. Victor Hugo

Bir zamanlar beynimin vücudumun en önemli organı olduğunu düşünüyordum. Sonra aklıma geldi. Bir dakika, bana bunu söyleyen kim? Emo Phillips

7 yorum:

  1. İkinizi de çok seviyorum, bayılıyorum bu hikayelere...Sevgiler, selamlar... Sİ

    YanıtlaSil
  2. çok güzel keyifle okudum... fırsat eşitliği düşünüldüğünde bu fotolar Serkan'ınkilerden daha iyi :)
    selamlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baktım da, benimkiler gerçekten daha güzelmiş. :)

      Sil
  3. :)) Serhat keyif almana sevindim. Keyif aldığımız sıradışı güzel çalışmalarını özledik. Ali'nin dediği gibi artık sahalara dönsen diyorum. Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel fotoğraflar vesilesiyle ben hepinizi sahalara davet ediyorum. İçimi açan ve yer yer kıskançlık oluşturan fotoğraflar görmek istiyorummm... Sevgilerle...

      Sil
  4. Ben bu yazıya neden bir şeyler yazmamışım. Yine güzel bir arazi. Düşündüm de çok borcun var abi:) Artık bahara mı yaza mı. Bekliyorum davetini:)

    YanıtlaSil
  5. Yazmıştın. Şablon değişikliğinden sonra bazı yorumlar yok olmuş. Konuya değinmen iyi oldu sağol. Bakalımçözüm bulabilecek miyim.

    YanıtlaSil

Instagram