Büyüklerimden yadigar fotoğraf sandıklarını, bitpazarlarında sahipsiz kalmış fotoğrafları karıştırırken beni en çok arkasına not düşülmüş ka...

Not Düşülmüş Kuşlar





Büyüklerimden yadigar fotoğraf sandıklarını, bitpazarlarında sahipsiz kalmış fotoğrafları karıştırırken beni en çok arkasına not düşülmüş kareler etkiler. Yaşananları, özlemleri, hüzünleri, mutlulukları yansıtan, fotoğrafı konuşturan notlar. Koleksiyon merakımın da verdiği alışkanlık ile kendi fotoğraflarıma da not düşmeyi ihmal etmemeye çalışırım.

Dijital çağda fotoğraf sandığının yerini veri depoladığımız diskte ayrılmış bir dosya, fotoğraf arkası notlarının yerini ise sağ tuş ile özellikleri tıklayarak ulaştığımız bilgi penceresi aldı. Gelecekte merak edilecek tarih, teknik bilgiler gibi birçok detay dijital makinelerin becerisi ile otomatik olarak fotoğraflarımıza iliştiriliyor, açıklama ve notlar kısmını doldurmak ise bizlerin keyfiyetine kalıyor.

Kuş fotoğraflarımda da, türün Türkçe adı, ardından italik yazılmış Latince adı ve çekim yerinden ibaret notlar iz bırakan hikayelerle devam ediyor bazen. Fotoğraf arkası notlarımı ya da bugünün “sağ tuş notları”nı okudukça, kilometrelerce uzunluktaki bir kumsalda tek başına beslenmeye çalışan bir kıyı kuşu karesinde dostluğu görmeye başlarım, doğanın sunduğu şöleni donduran bir kara leylek karesi en maliyetli kare olur birden, o gün tanıştığım bir çocuğun gördüğü an paha biçilmez oluverir.

Aralık 2008, kuşçu dostlarla İğneada’dayım. Sabah ekiple araziye çıkıyorum ama gripal durumlar had safhada. Derdime hiçbir ilaç bulamayınca otele gidip dinlenerek iyileşmeyi deniyorum. Bir kaç dakika içinde derin bir uykuya dalacağım ve büyük ihtimalle bütün günü uykuda geçireceğim.


Ekipten Fikret Can ağabey arıyor : “oğul nasılsın ?” Ak kumkuşunu anlatıyor ve beni almaya geleceğini söylüyor. İlk defa göreceğim bir kuş mu ilacım oluyor yoksa ekibi için can atan bu güzel insan mı? hala düşünüyorum ama o anda iyileşmeye başlıyorum. Güzel bir kuşu görmek, onu iyi gözlemlemek, güzel fotoğraflamak yetmiyor ona. Fikret ağabey tüm bunları yaparken bir yandan da ekibindeki herkesin bu şirin şeyi görmesi için çabalıyor. Dostluk hakkında sağlam bir hikayesi olan bir ak kumkuşu serim oluyor. Her baktığımda güzelliklere dalacağım, güzel insanları hatırlayacağım.


İşlerim dolayısıyla Ordu’dayım. Melet deltası göç sırasında kuşların geçiş yaptığı önemli alanlardan biri. Ummadığınız türlere rastlamak mümkün. O civarda yaşayan tanıdıklar tembihlenmiş. Değişik bir kuş gördüklerinde telefonla arıyorlar. Şehirdeki büroda mesai başlamış, o yılki fındık hasadı nasıl organize edilecek tartışılıyor. Arada gelen telefonları cevaplamamdan hiç de memnun değiller. Bir de, “kuş beyaz mı?”, boyu ne kadar?” gibi sorular sormuyor muyum, yüzler iyice ekşiyor.

“Ağabey, şimdi bir kuş indi, boylu bir kuş, beyaz ama boynunda sarılar var, Melet’te balık avlıyor.”

“Arkadaşlar benim bankada önemli bir kredi işim var, toplantıya sonra devam “ diyen ve bankaya giderken fotoğraf çantasını hazırlayan biri ne kadar inandırıcı olur bilemem ama tereddütlü bakışlar arasında büroyu terk ediyorum. Doğru Melet ırmağına… Kıyıdan 10-15 metrede avlanan kaşıkçı hayatımda aldığım en kolay kredilerinden birini veriyor bana.


Verimsiz geçen koca bir günün ardından ışığın son demlerinde dönüş yolundaki bir gölette doğa bize birkaç dakika sürecek bir şölen sunuyor. Arabanın arkasında öbür taraftaki pencereye doğru eğilip deklanşöre basmaya başlıyorum. Eğildiğimde dayanmak için kullandığım nesnenin ekip arkadaşlarımdan birinin 600mm takılı Canon Mark3′ü olduğunun ve altımdan çekilmeye çalışıldığının farkında bile değilim. Bir 40D, bir Mark3, iki 600 mm lens kullanarak, en pahalı teçhizatla çektiğim fotoğrafım.


Kuş fotoğrafçılığında en zor şeylerden biri, değerli bir tür çekebilme gözlüğü ile bakarken etrafınızda olup biteni fotoğrafçılığın gerektirdiği özgürlükle değerlendirememenizdir. Bu fotoğraf o gözlüğü çıkarıp daha özgür bakmama yardımcı olan tekerlekli sandalyesinde annesi ile hava almaya gelmiş 12 yaşındaki Murat’ı hatırlatıyor bana. O anda o bölgede fotoğraflamaya en değecek tür olduğuna inandığım bahri ile uğraşırken Murat uyarmıştı beni. “Abi bak şu martı ne güzel pozlar veriyor” diye. Murat’ın odasında asılı duran ve “özgürce oyun” diye adlandırdığı bu kare en değerli fotoğrafım diyebilirim.


Her karenin güzel bir anısı, hikayesi olmuyor tabi. Bu tepeli guguk karesi de izlemek, fotoğraf sitelerinde paylaşmak, yorum almak konusunda hiç de iştahlı olmadığım fotoğraflardan. Doğa fotoğrafçılığı etik değerlerini altüst ettiğime inandığım bir günden haykıran bir kuş karesi…


Yaklaşabilmek için beş gün boyunca yaptığı her hareketi gözlemlediğim, yanardöner tüyleri ile en iyi sonucu verecek ışıkta ideal konuma gelmesini saatlerce beklediğim saz horozu karesi. O kadar birlikte olduk ki onu bir daha görsem tanırım diyebilirim. Her gün çıktığı ama bir karesini alacak kadar bile durmadığı tümseğin üzerinde son gün durup “hadi çek bakalım” dercesine durmasından anladığım kadarı ile O da beni tanır ve sever. Altıncı gününü de benimle geçirmemek için de bu yolu seçmiş olabilir tabi.


Kuşçu dostların rehberliğinde ziyaret edilen Denizli kuş fotoğrafçıları için bir cennettir. Fotoğraf fuarlarında ekipman denemek için kurulmuş stüdyolara benzer su başları. Doğal stüdyolarda modeller en iyi pozu verebilmek için çalışırlar. Bazen tek başına gururlu bir duruşla, bazen dostları ile banyo yapıp şakalaşırken. Belli bir rol taksimi yoktur ama türlerin biri gider biri gelir. Fotoğrafın açıklamalarına bakmadan Denizli’de çekilmiş olduğunu anlarsınız. İzledikçe orada olma tutkusu sarar içinizi. Galatasaray’a gol atmadan Fenerbahçe’li olamamak nasıl bir şeyse Denizli’de subaşında fotoğraf çekmeden kuş fotoğrafçısı olamamak da öyle bir şeydir işte.


Avını hiç kimse ile paylaşmaya niyeti olmayan bu ala doğan karesi paylaşmaktan zevk alan ekip arkadaşımı hatırlatır bana. O anı gözlemleme keyfine beni de ortak eden Ulaş kardeşimi.


Bazen altına herkesin bir hikaye yazabileceği anlar donuyor karelerde. Fotoğrafın düşündürdüklerinin notlardan daha keyif verdiği anlar.


Şimdilik tür adı ve mevki dışında yazacak bir hikayesi olmayan arkası boş bir kare. Kim bilir? Belki bir gün birinin arkasına besteler yazacağı şarkılar söyleyen Ordu’lu bir nar bülbülü karesi.


Hatıralarda kalmış kavga fotoğraflarına barış mesajları düşüldüğü güzel günler dileğiyle… Fotoğraflarınıza not düşmeyi ihmal etmeyin.

Bu yazı Fotoritm, Kuşlarımız özel sayısında yayınlanmıştır. 11.Aralık.2009

1 yorum:

  1. zevkle okudum abicim. eline sağlık.
    sevgilerimle.

    YanıtlaSil

Instagram